30 Kasım 2010 Salı

http://fizy.com/#s/1ainqg
Uzun zamandır yazamıyordum. Aslına bakılırsa aklıma bi dünya konu geliyor da ama okuduğum bloglar gibi yazamıyorum. Onlara gülüyorum eğleniyorum hoş vakit geçiriyorum onları okuyorum ama kendi bloguma baktığımda daha bi duygusal hava var. günlük yaşantımda oyle oldüm(ilk harfim çalışmıyor klavyede:)) bittim şakacı bi adam değilim ama yani ne bileyim biraz yazma aşkım şevkim mi kırılıyor.

Kıskanıyorum lan evet. Tüm o güzel yazan blogları kıskanıyorum acayip derecede hem de:)

17 Ekim 2010 Pazar

şimşek

Dün gece aniden şimşekler çakmaya başladı. Bir vurdu camlar sallandı. Ben mi? Hiç korkmadım tabi ki! Erkek adamkorkmaz, korkamaz ki:) Arkasından beş on dakikalık bir yağmur şıpırtısı. Evde derin bir sessizlik. Herkes uyuyor. Ben yağmurun ayak seslerini dinliyorum. Pencerenin kenarında duran yatağımdan hiç kıpırdamadan perdeyi kaldırıp bakıyorum. Damlalar karışıyor sokağın kirine pasına. Yıkıyor bütün tozunu. Kapatıp perdeyi sokuluveriyorum usulca yatağıma geri. Hafif bir tebessümle...

18 Eylül 2010 Cumartesi


Hz.Aişe Peygamberimizle yeni evlenmişti.Eşinin kendisini sevip sevmedigini merak etmekteydi ya da kendisini ne kadar ve nasıl sevdigini…Hz.Aişe bu düşüncesini Peygamber Efendimiz'le konusmadan edemedi:

“Ey Allah’ın Resulü beni seviyor musun?”
“Evet Ya Aişe tabi seviyorum!”
Aişe dahasını da merak ediyordu acaba nasıl seviyordu?Hemen sordu:

“Beni nasıl seviyorsun?”
Peygamberimiz sevgi şeklini tanımladı eşine;

“Kördüğüm gibi.”

Bu cevap Hz. Aişe’yi cok sevindirdi çünkü kördügüm açılamazdı.Açılmayan bitmeyen sırlı bir sevgi demekti. Alacağı cevap onu çok mutlu ettigi için Hz. Aişe sık sık sorardı:


“Ey Allah’in Resulü kördüğüm ne alemde?”Peygamberimiz Hz.Aişe’yi memnun eden cevabı verirdi her defasında:

“İlk günkü gibi…”

14 Eylül 2010 Salı

Ah Şu M harfi



Zaman zaman uyku ile uyanıklıkarasındaki o buruk
arafta kendiliğinden çözülüverir harfler, başlar
dans etmeye zihnimde. Alfabenin kimi harfleri
sıyrılıverir ait oldukları bütünden, berraklaşır
gözümün önünde. Peşlerinden giderim ben de; yolumun
hangi kelimelere, hangi cümlelere çıkacağını
merak ede ede.

Bugünlerde nedense M harfinin izindeyim.
M ile koyu bir muhabbet içindeyiz ki sormayın.
M deyip de geçmeyin; mühim ve muktedir ve mukaddes
bir harftir kendileri. Türkçemizdeki nice kelimenin
mucidi, müsebbibi. Lakin az biraz sohbet edince
kendisiyle baktım ki M harfi pek dertli, şikayet
halinde.

"Sorma!Benimle başlayan üç temel kelime var ki
sürekli aşağılanmakta, horlanmakta bu memlekette."
dedi." Diyorum ki acaba yurt dışına mı göndersem
bu kelimelerimi. Gidip bir müddet kalsınlar gurbette.
Nasıl olsa burada da bir nevi sürgün halindeler...
Burada da kendilerini adeta yabancı hissetmekteler."
Merak ettim bu üç kelimenin ne olduğunu, nazlanmadan
anlattı.

Türkiye'de kıymeti bilinmeyen üç M'den birincisine
"mütevazi" dedi. İster edebiyat olsun ister siyaset,
ister spor olsun ister sanat, insanlar sevmiyorlar
tevazuyu, şüpheyle bakıyorlar mütevazi olana.
Değil saygı duymak onun bu artı özelliğine,
tam tersine rahatlıkla ezilecek bir can ya da
sömürülecek bir maden gibi görüyorlar. "Sahiden
böyle mi? dedim M harfine. "Sahiden böyle." dedi.
"mesela bak bir köşe yazarı ne kadar saldırır,
ne kadar hırçın ve hamaset kokan bir üslup kullanırsa
o kadar çok hayran edinir, yandaş toplar etrafında.
Mürekkebini tevazuya bulaştırarak yazana ise
o kadar paye vermez okurlar. Bu memlekette gürleyerek
konuşmaktır geçer akçe ve dahi saldırarak yazmak!"

"Peki ya ikinci M?" diye sordum. "Basit" dedi
M harfi. "Mütereddit"Mütereddit olan da dışlanır,
horlanır, kenarlara köşelere atılır bu ülkede."
Oysa bilen insan tereddüt eder, düşünen insan
tereddüt eder. Siz hiç cahilin tereddüt ettiğini
gördünüz mü? Ne kadar az bilirsen bir hususta,
o kadar rahat genelleme yapıp, atar tutarsın.
Bilgin arttıkça ağırlaşır fikirler omuzlarında.
Bilirsin ki söylediğin herşeyin bir Öteki'si var,
bir güve yeniği resmi bozan.Bilirsin ki düşünme,
bilhassa eleştirel düşünme ucu açık bir derya deniz.
Hangi kıyısına nasıl hudut çekeceksin?
Düşünüp araştırdıkça, o hususta daha fazla kafa
yordukça sesin alçalır; daha az bilir, bilgilerinden
daha çok tereddüt eder hale gelirsin. "Lakin bu
memlekette durum tam tersi. Mütereddit olmayagör,
vay haline, omuzlarına basar, suratına bakmazlar."
dedi M harfi. "Burada usul böyle, pek bir kendinden
emin olmaktır işin raconu!"

İtibarı iade edilmeyen üçüncü kelime ise "Müstakil".
"Mümkün mü bu ülkede müstakil kalmak?" diye sordu
M harfi. "Sağcıların da solcuların da öbek öbek
cemaatler halinde yaşadığı, Kemalist'inden
feministine kadar hemen her kesimin kendi kozalarında
kaldığı, cemaatçiliğin bunca yaygın olduğu bir yerde
herkes bölünmüş iken kendi küçük kültürel adacığına
bir ferdin herkesten ve her cenahtan bağlarını
kopartarak ruhen ve fikren ve vicdanen bağımsız
kalması, müstakil olması mümkün mü? Müstakilleri
sevmez bu topraklar.Vebalı gibi kaçar herkes onlardan..."

"Hal böyle ise," dedim M harfine. "Ya peki hem
mütereddit hem mütevazi hem müstakil olanın hali
nicedir?"

Güldü usulca. Acı bir tebessüm dudaklarında.
*

*11 nisan 2006-zaman gazetesi- Elif şafak

14 Ağustos 2010 Cumartesi

filim tadında

-Nnalan!Nen var kuzum? Nnereye gidiyorsun? Bırakamazsın beni böyle bir başıma! Ne olur nölme!

-...???

-Cevap ver Nnalan! Bu zalim, bu gaddar, kirletilmiş nayatla bir başıma... Sensiz bir yaşamı düşlemeyi hafsalam nalmıyor. Senlen doğdum, seninle bildim ben kendimi senlen ölmeyi hedefliyordum.

-...???

- Çocuklarımız nolurdu, sen nonlara çılbır pişirirdin. Bense küçük ama mütevazi arabamla ekmek parası getirirdim. Nakşamları sevimli sobamızın nüstünde kestane pişirirdik. Sen kestaneleri yarardın bıçakla, bense sobanın nüzerine koyardım bir bir.


-...???

-Naile saadetimizi niçbişeyin bozmasına izin vermezdik. Aramızdaki fabrikatör kızı-şoför parçası ayrılıklarını fakir ama gururlu yüreğim kaldırmasa da içime atmaya devam ederdim.

- ...???

-Kanlıca'da yoğurt yer, Emirgan' da nisimlerimizi bir nağaca kazırdık. Yoğurt biraz pahalı olabilir ama ne yapalım, bir kereye mahsus nolunca problem nolmaz.
Ne o, gözüne toz mu kaçtı yoksa ağlıyor musun Hale, Jale... Pardon Nnalan!

-Ne...

- Şşşşş...Birşey demene lüzum yok, beni ne kadar sevdiğini biliyorum hülen!

-Allah canını almaya Fikret! Gene Türk filmi mi izledin sen? Bozacam o televizyonu. Yaramıyor sana.Sadece yediğim sıçan biraz kartmış, mideme oturdu ağırlık yaptı. Uyuyordum sadece. Hadi kalk gidelim kalk! Rezil ettin beni ele güne.

13 Ağustos 2010 Cuma

keşke


Ah bir deli olsam keşke!
Olabildiğince özgür...
Akıl ağır bir yük.
Yeni bir taşıyıcı arıyorum.
Çok düşük bir bedel karşılığında verebilirim:)

11 Ağustos 2010 Çarşamba


"EY ORUÇ, TUT BİZİ!"

Hukuk felsefesi hocamız Prof. D. Yasemin Işıktaç derslerinden birinde demişti ki:

"Acaba Ramazan'da biz mi orucu tutuyoruz yoksa oruç mu bizi? Gerçekten üzerinde düşünmeye değer bir cümle bu!"

Sanki doğru gibi söyledikleri.Ne dersiniz?
Ramazan-ı Şerifiniz mübarek olsun efendim.Esenlikle!

9 Ağustos 2010 Pazartesi

Ey Blog


Sana sevgili "BLOG" demek isterdim lakin şu wibiya denen eklentini gördükten sonra bir daha düşünmem gerektiğine karar verdim. Nesin sen blog ha, nesin sen?
Böğrümü açmıştım sana ben. Oysa senin yaptığın benim hastalıktan iniltilerim olan "oy oy"u "vote vote" diye çeviriyor olman. Reva mı bu?

Peki ya "sırlar" demek olan "esrar"ı "Marijuana" diye çevirmene ne demeli? Elin yabancısı gelip de bu adam keş mi diye düşünmez mi sanırsın hiç!

Bir de hiç utanmazmış gibi "gine"yi "guinea" diye çeviriyor. Seni çok bilmiş ufak aptal! Orda caaanım güzelim "A İstanbul" türküsünü "A California" diye çeviren bir eklentiden ne bekliyorsam sanki!

Sevgili Malın Gözü'ne bulaşmayasın blog. Kendisi severek takip ettiğimiz bir blogtur. Ancak sen ona da bulaşmadan edememişsin. Koskaca Malın Gözü Abimizi "The Eye of The Goods" seviyesine düşürecek kadar alçalmış olamazsın, olmamalısın.

Ama hakkını yemeyeyim şimdi. "Ah Semih Hoca" yı "Coach Kevin Ah" diye çevirmiş ya bu kadar uygun bir tabir olamazdı herhalde. Öpüyorum blog seni bu yüzden.Neyse bir daha olmasın blog. Gelemem böyle triplere. İki kuruşluk şerefimi elin ingilizcesine değiştirtmem, kabullenmem, kabullenemem. Bilesin.

8 Ağustos 2010 Pazar

böyle buyurdu nenem

"Evladıng deli, neyleyn malı!
Evladıng akıllı, gine neyleyn malı!"

31 Temmuz 2010 Cumartesi

yaşasın türkü

Ben gibi üniversiteyi ailesinden uzakta okuyan kimseler-ki bunlar çoğunlukta zannımca- uzun otobüs yolculuklarında muhtemelen çok çeşitli insanlarla karşılaşıyordur. Bazıları hakikaten renkli kişilikler olsa da bazıları evlerden ırak... Ben de bu kimselerin varlığına bir kaç sefer tanıklık etmiş bulunduğumdan hiç muhatap olmamak için takarım kulaklığımı açarım kitabımı, ohhhh değmeyin keyfime! Şükür ki yalnızca 8 saat sürüyor. Daha fazla sürse yamulurdum herhalde yollarda.

İstanbul'a bu gelişimde yanımda yaklaşık 60-65 yaş civarında tonton bir amca vardı. Malum artık neredeyse bütün firmalar koltukların arkasına ekran koyuyorlar, isteyen müzik dinliyor isteyen film izleyebiliyor. İşte bu amcam da açtı Türk sanat müziğini, dinliyor; arasıra sesli bir biçimde söylüyor da. Buraya kadar herhangi bir problem yok benim açımdan. İstanbul'a yaklaştığımız sıralarda benimle muhabbet etmenin yollarını arıyor, ben farkediyorum fakat hiç oralı olmuyorum.

Benim de enteresan bir huyum vardır. Bazı kimselerin aksine kendimden yaşça bayağı büyük olan kimselerle konuşamam. Bu onları hor gördüğümden, beğenmediğimden değil kesinlikle. Sadece onlarla konuşacak hiç birşey bulamam. soru sorarlarsa evet hayır şeklinde kısa cevplarla kapatırım olayı. Ama güler yüzüm herhalde onlarda hiç de öyle konuşamadığım kanısını uyandırmıyor olsa gerek onlar konuşur ben dinlerim.

Amcam daha fazla dayanamadı. "Yahu ne güzel müziklermiş bunlar. Acaba bunları almamızın imkanı yok mu?" dedi. Ben de: "Valla ben öyle pek fazla teknolojiden anlayan bir insan değilim o yüzden bilmiyorum." dedi. Sonra: "Türk sanat müziği eserleri hakikaten çok güzel, öyle halk türküleri gibi değiller.ne öyle o 'manda yuva yapmış söğüt dalına, yavrusunu sinek kapmış gördün mü?' anlamsız manasız ." dedi.

Tamam Türk sanat müziği gerçekten güzel bir tür falan filan ama halk müziğini çok seven bir insan olarak açıkçası benim içime oturdu bu söyledikleri. O türkü kabul ki biraz enteresan sözlere sahiptir ancak belki de sadece eğlenmek için söylenmiştir. Bunun yanında öyle türküler var ki bir tek cümleyle sizi can evinizden vurabilir, sayfalar dolusu duyguyu çok iyi bir biçimde ifade edebilir. Hem de bunu keskin Türk zekasıyla yapabilir. Hangi millet bizim kadar kıvrak bir zekaya sahiptir bu konuda.

"Ne zaman bir köy türküsü duysam, Şairliğimden utanırım" der Bedri Rahmi Eyüboğlu. Yüzlerce yıldır varlığını koruyan, söyleneni unutulmuş ama hala güncelliğini koruyan duygulara ev sahipliği yapan, bu harikulade eserlerin kıymetini bilmemek hiç de akıllı adam işi değil. Hepsinin söylenmesinin bir sebebi, bir hikayesi vardır. Artı bunların hakikaten derinlemesine incelemesi yapılsa muhakkaktır ki ülkenin o anki coğrafi, tarihi hatta ekonomik durumuna dair bile bilgi verebilir.

Örneğin şu enfes ifadeye bir bakın:

"
A İstanbul (Beyim Aman) Issız Kalası
Taşına Toprağına (Da Beyler Aman) Güller Dolası
O da Bencileyin (Aman) Yarsız Galası
Gidip De Gelmeyen (De Beyler Aman) Yari Ben Neyleyim
Vakitsiz Açılan (Da Beyler Aman) Gülü Ben Neyleyim
"

Bana halka tepeden bakan, onu küçümseyen, kendini beğenmiş bir tavır gibi geldi doğrusu bu durum.
Demek ki neymiş:
Her sakallıyı alim, her dedeyi tonton sanmayacaksın.Sanırsan ahanda böyle birden soğuturlar adamı işte. Papucun tersini yemiş gibi olursun suratına! Neyse nereden nereye getirdim konuyu.
Hadi hoşça ve esenle kalın dostlar!