börülce suyuna çorba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
börülce suyuna çorba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mart 2015 Pazar

bir pazar kahvaltısı


   İnsanın çocukluğuna dair anıları unutulmuyor. Güzel de olsa acı da olsa... Biz pazar günleri mutlu olurduk. Özel bir anlamı vardı pazar günlerinin. Hani şu Model ve Emre Aydın'ın söylediği Bir Pazar Kahvaltısı şarkısı(dinlemek için şarkının adına gelip tıklayabilirsin) var ya, hüzünlü ve ayrılık kokan bir şarkı olmasına rağmen, dinledikçe aklıma o günler gelir. 

   Neden bilmiyorum çocukken pazar günleri ev daha bir neşeli olurdu. Kahvaltı sofrası daha şenlikli olur, annem daha güzel şeyler yapardı. Haftaiçi vakit olmadığından yetiştiremediği şeyleri pazar günleri özellikle yapardı. Tost yapardı mesela, veya yumurta haşlayıp çoban salata yapardı. Sonra TRT'de babamın gençliğinde izlediği western filmleri olurdu, hep beraber dalga geçerdik babamla. Normalde sinirli bir adam olmasına rağmen o da bizim espirilerimize katılırdı. Sonra bir dönem Büyük Kedilerin Günlüğü belgeseli çıkardı. 

   Kahvaltıdan sonra bir yerlere giderdik. Ayvalık'a giderken sağ tarafta İçmeler diye bir yer vardır. Sıcak havalarda serin denizden çıktıktan sonra mangalda pişmiş etler ne kadar güzeldi. Ben en çok köfteleri severdim. Sonra karpuz, meyve yenirdi. Yemek yemekten o kadar şişerdim ki, sanki hiç acıkmayacağımı düşünürdüm. Bazen de zeytinliğimize giderdik. Kekik ve çam kokardı dağlar. O zaman hem çalışır hem de piknik gibi yapardık. Güzel, rengarenk çiçeklerin soğanlarını çıkartıp bahçeye ekerdim. Ama o çiçeklerin hep başına bişeyler geldi. Bir sonraki seneye bir türlü çıkamadılar.

   İşte öyle! En son herkes dağıldı evden, ablam evlendi, ben gittim, babamlar da kendilerini oyalamak için tarla bahçe işine sardılar. Şimdi arada bir görüşebiliyoruz. Herkes bi yerlerde. Birbirimizi görmeden yaşlanıyoruz.

21 Aralık 2014 Pazar

özlenir

   

   Yedi-sekiz aylık bir bekleyişin ardından üç ay sonunda eve tekrar gidiyordum. Orası benim için hep bir dönüş mekanıydı. Nereye gidersem gideyim oraya dönmeliydim. Ailemle yaşamak istemiyordum evet ama onların orda bir yerlerde durduğunu ve beni beklediğini bilmek, belki de işin esasında yolunun bekleniyor olması duygusu insanı bağlıyordu bu topraklara. Belki de çocukluğuma dair anılarımın, kulağımın en derininde, burnumun en direğinde sızlayan yerinin kokusu buradaydı. Belki de o zamana dek yediğim börülce suyuna tarhana çorbasının tadını başka hiç bir yemekte asla bulamayacaktım. Kim bilir?

   Sadece iki günlüğüne gidiyor olmama rağmen içimdeki o yakınlık hissinden dolayı bana bir yıl kadar uzun geldi. Bir o kadar da hızlı ve hareketli geçti. İnsanlar, komşular, akrabalar derken bu kalabalığı özlediğimi fark ettim. Yeğenlerim kucağımdan inmedi ve kocaman bir öpücük yağmuruna tutuldum. Aldığım oyuncakların onların gözlerindeki ışıltısını görmek, güneşli bir bahar sabahı çiçeğe konmuş kelebeği seyretmekle aynı hissi veriyordu. Mutluydum. Ordaki herkes de öyle. Gelgelelim her güzel şeyin sonu olduğu gibi tatil çabuk geçmiş ve dönüş yolu için hazırlanmıştım.

   Annem güçlü kadındır, pek sevmez öyle göz önünde ağlamayı. Üniversiteye gittiğim zamanalarda bir kez dahi ağlamadığını bilirim beni yolcu ederken. Bu onun katı yürekli olmasından değildir. Asla! Aksine içinde kopan fırtınaları bilirim. Nenem ise gençliğinde çok daha güçlü bir kadın olmasına rağmen yaşlandıkça duygusal biri olup çıktı. İnsanlar yaşlanınca kesin değişiyor. Elini öperken ve sarılırken gözleri doldu, sesi çatallandı. Arada beni aramayı unutma'nın ardından evden çıktım. Ama alışık olmadığım bu durum karşısında istemeden de olsa üç günlük dünyada şu ayrılık olmasaydı dedim. Ama ne yapacaktım; iş, güç, para pul, alınacaklar, satılacaklar,.. Ne kadar çoktu dünyalığımız. Hiç kimse götürmüyordu, kefenin cebi yoktu ama köpek yemez parasız da yapılmıyordu. Orda birilerinin varlığı ve her seferinde dönecek bir yerin, kadim kokulu sarılacak bir kucak olması yetiyordu. Yetmese de yetiyordu.

"Üç derdim var birbirinden seçilmez,
  Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm."*

*Karacaoğlan