8 Haziran 2012 Cuma
bebe-ruhi
Bir alışveriş merkezinde arkadaşla dolaşıyoruz. Arkadaş telefonda
ailesiyle konuşmak için biraz hızlı yürüyüp öne geçti. Ben de o sırada
ne yesek diye malak gibi etrafa bakınırken karşıdan, bir yaşından
hallice tombiş mi tombiş, yanakları kırmızı kırmızı bebeğin birisi
paytak paytak kollarını açmış, bana doğru geliyor.(Amma çok ikileme yapmışım:))
Başta umursamadım, dengesini-yönünü kaybetti herhalde diye düşündüm.
Yok yok... Bana doğru geliyooooorrr, derken hop bacağıma sarıldı.
Şaşırdım ne yapacağımı. Sonra yukarı, yüzüme baktı ve "Beni kucağına al!" diye
kollarını bacağımdan sıyırıp yukarı kaldırdı. Ben de bu sevgi seli
karşısında dayanamadım canım, n'apayım aaaa!:) Aldım kucağıma. Yüzüme
bakıp şirin şirin sırıtıyor. Arkasından hızlı hızlı annesi geldi: "Kızım abiyi rahat bırak! Kusura bakmayın, erkekleri çok seviyor da." dedi. "Ben de kendimi özel sanmıştım. Umarım ilerde de böyle olmaz." diyorum içimden pis pis. Çok fesatım.:) "Yok yok sorun değil, maşallah çok sevimli." dedim. Bayaca bir ağırdı yani topaç gibi.:)
Çocuklar böyledir işte. Kim olduğunuz, ne olduğunuz, nasıl olduğunuz,
renginiz, diliniz, dininiz onlar için hiç önemli değildir. O anda size
karşı hisler beslemişlerse hemen ortaya koyarlar bunu. Yanlış anlaşılıp
anlaşılmayacağını düşünmezler. Severse koşulsuz severler sizi. Bu
yüzden cennet kokuludur onlar.
7 Haziran 2012 Perşembe
Abdürrahim Karakoç
Mihriban öksüz kaldı...
"Yâr, deyince kalem elden düşüyor
Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor
Lambada titreyen alev üşüyor
Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor
Lambada titreyen alev üşüyor
Aşk kağıda yazılmıyor Mihriban."
5 Haziran 2012 Salı
hanımelisi çiçeği
Ne güzel çiçektir bu yahu! Çocukken ortasından çıkan özünü tutup
şöööyle çekip yememişse kişi, âleme gelmiş sayılmaz kanımca. Gitsin bir
psikologa görünsün, psikolog onun çocukluğuna insin, bişeyleri
kurcalasın, oynasın, e yapsın bişeyler işte; oraya bu enfes tadı
yüklesin.:) Arıları kışkışlaya kışkışlaya uzansın dünya çocukları ve
yiyip belli belirsiz tadını aldıktan sonra dünya hep barışla kalsın.
Adı da güzel tadı gibi. Kadına yaraşır bir zarafet olmuş. Güzel
bir yüz, ince bir bel, nefis bir tat ve güzel bir koku.(Anlarmış gibi:) yersen...)
Hep bizim bahçe deyip duruyorum ama ne yapayım cennet
gibin bir yer. Şimdi mandalin ve greyfurt çiçekleri ile birlikte
açmıştır hanımeli. Karışmıştır kokuları birbirine. Ahenkli bir dans
başlamıştır. Bahçe tam bir parfüm şişesi gibidir. İçeri bir girersin
bahçe kapısından, yüzüne bir yalım gibi çarpar koku ve hafif bir
esinti... İçine çekersin "mmmmmmmıııııhhhhhh..." diye doyamazsın.
Ömrüne ömür katar.
Resim için şorayı
tıklayıverin gari. Bir de Rafet Ağabeyimizin bir şarkısı varmış. Aynı
sayfada çok da güzel imiş. Hanımelisi çiçeğine yaraşır bir şarkı olmuş
melodisi filan.
Koş hanım koş! Hanımeli mevsimi geldi de geçiyor bile.
3 Haziran 2012 Pazar
hoşafça
Sevgili arkadaşım Kamer zat-ı şahanesine alçakgönüllükle eşek demiş. Bunu biz güzel dilimizde alçaltıcı bir tabir olarak kullanırız amma velakin aslında "eşek" demek yerine "insan" demek daha doğrudur kanımca, kanaatimce. Sebebine gelince garibim eşek hayvanı dünyanın yükünü çeker de sesini bile çıkarmaz, sırtı yağırlanır bir kez şikayet etmez. İnsan hayvanı en ufak bir sıkıntı da basar vaveylayı, şikayeti, çığrım çığrım(bu ikilemeyi de ben uydurdum bak şimdi:)) çığırır.
Sonra, bir eşek hayvanının sebepsiz yere başka bir eşek hayvanını öldürdüğü görülmemişken, insan hayvanı çok kan dökmüştür yeryüzünde, çok zulmetmiştir, ne ahlar almıştır. "Gördüğü haksızlık karşısında susanın dilsiz şeytan" olduğunu bildiği halde çok kere kapatmıştır gözünü, kulağını, ağzını. Amma başkasının kusurunu gördüğünde yapıştırmıştır içinde tutamadan, yaymıştır bir diğer kardeşinin ayıbını, kendi ayıbına bakmadan.
Kim demiş hem eşek hoşaftan ne anlar? Anlar efenim, hoşaftan da anlar kelamdan da anlar, kendi dilince, doğasınca ve ona verilmiş aklınca. Onu anlamak için eşek olmak, eşek gibi düşünmek lazımdır. Lakin anlamaz insan hayvanı ne hoşaftan ne kelamdan ne insaftan. Kendisi de bir insan olduğu halde üstelik. Akıl ve vicdan sahibi olanlar bundan müstesna... Anladık mı şimdi alçaltıcı olarak neden "insan" kullanmamız gerektiğini sevgili bloggerlar?:)
Not: Sevgili Kamer teşekkür ederim yazın için ama sakın yanlış anlamayasın seni yeremk gibi bir niyetim yoktur. seinin yazından yola çıkarak böyle bir düşünce geldi aklıma. Önce kendimedir sözüm.
30 Mayıs 2012 Çarşamba
o adam benim dayım
Çok matrak bir adam. Hafif göbeğin bir ine bir çıka yükseldiği,
gevrek gevrek bir gülüş...Altı kızdan sonraki tek erkek çocuk olması
dolayısyla nenemin kardeşi büyük dayımın havasını bir düşünün, o
iltiması, üzerindeki ilgiyi ve bununla birlikte gelen şımarıklığı.
Yıllar yıllar öncesinde, daha henüz çocukken ailecek komşu
köylerden birine gidiyorlar. Bayram belki seyran, belki bir düğün... Ev
sahibesi kadın âdet olduğu üzere bir yer sofrası kuruyor. Sofrada
sarma var. O yıllarda büyüknenemgil köyün en zengin insanlarından
olsalar da fakirlik herkesin başında olduğundan sarma zengin sofraların
harcı. Her zaman bulunabilen bir yemek değil. Kim bilir belki
ileşberlik(Bu
bana kalırsa rençberlik sözcüğünün bozularak söylenişi ve anlamı: beden
gücüne ve toprağa dayalı çalışma biçimi, kara işçilik de diyorlar) olduğundan bu tür ince bir yemeği yapmak için vakit yoktur.
Dayım çocuk saflığıyla çok hoşuna gitmiş olacak, ağzına ikişer
ikişer atıyormuş sarmaları. Hiç tanıyamadığım büyüknenem de daha kibar
olsun, sanki görmemiş gibi davranmasın diye çaktırmadan çimdik atıp
dürtüklüyormuş. Tabi dayım o şımarıklığı üstüne eklenen hazır cevaplığı
ile:
19 Mayıs 2012 Cumartesi
dilen-me
Sokakta gezerken, özellikle metrobüs merdivenlerinde elinde göstermelik bir çocuk "Allah rızası için..."
deyip insanların dînî-insanî duygularını istismar ederek yardım
isteyen, ve daha genç ve taşı sıksa suyunu çıkaracak olmasına rağmen
dilenen kimseler var. Bu tür kimseleri bir türlü anlayamadım ben.
Onurlarının zedelenmemesi nasıl mümkün oluyor, gece yatağa
girdiklerinde ne düşünüyorlar acaba? "Dilenciliğimiz sağolsun!" diyerek övünenlerinin olduğunu duyduğumda epeyce şaşırmıştım. Dahası sırf insanların duygularını istismar etmek adına küçücük
çocukları sokakta dilendirmeye, mendil satmaya iten insanları düşününce
vicdanım sızlıyor. Nasıl
sızlamasın? Bişey almıyorum bu küçük çocuklardan ki bunları bu
şekilde çalıştırmaya iten insanlar vazgeçsinler. Ne kadar işe yarıyor
diye soracak olsa biri, en azından karınca misali safımı belli
ediyorum.
Gerçek ihtiyaç sahiplerine de mani oluyorlar. Ve inanıyorum ki gerçek
ihtiyaç sahipleri dilenemiyorlar. Onlar bunu gurur addediyorlar.
12 Mayıs 2012 Cumartesi
itiraf
Tabeladaki "Bekçide kumanda yoktur!" yazısını
"Belki de kumanda yoktur?" diye okuyan
o iflah olmaz optimist benim gençler.
Şimdi dağılın!
9 Mayıs 2012 Çarşamba
hayal kırıklığı
Etrafınızda kimi insanlar vardır siz onları seversiniz, görüşmek
istersiniz sık sık; hatta yakın hissedersiniz kendinizi. Bu kimseler de
sizi seviyor gibi görünebilirler.Bunu dil ucuyla olsa bile ifade de
ederler. Ama gerçek öyle değildir. Aslında sizden hiç hoşlanmadıkları
gibi belki de arkanızdan nefret söylemlerinde bile bulunuyor
olabilirler. İşte bu ikiyüzlülüğün en kuyruklusudur ve gün gelip de
bunu öğrendiğinizde yavaş yavaş insan sevginiz eski parlaklığını
kaybeder.
7 Mayıs 2012 Pazartesi
ömür dediğin
Çocukken hayal meyal hatırladığım şeylerden birisi:
Uçak geçtiği ve çok gürültü yaptığı zaman göbeğimi duvara dayardım.
Hayır, bi de neden göbekse...
Çok komik biliyorum ama sanırım korkuyla başa çıkabilmemin bir yoluydu bu.
Psikoloji bilimi haklı beyler!
Her ne var ise alemde
Her ne var ise alemde
Çocukluk imiş ancak.
30 Nisan 2012 Pazartesi
saç-malanmaz taranır
Bir arkadaşım(eski adı kamer idi ama şimdi ne oldu bilemeyeceğim:P) facebooktan paylaşmış bunu. Beni yıllar yıllar öncesine aldı götürdü resmen:
Bu çocuktan biraz daha halliceyim, belki 6 belki 7 yaşım. Saçlarımı kestirmek için berbere gideceğim. Babam: "Saçlarını 3 numaraya tuttur, güzel olur öyle." dedi. Adam haklı tabi, bıkmış benim saçıma para vermekten:) Ben de Fırat gibi "Güzel olur ki bu!" diye diye gidiyorum. Berber eline makineyi bir aldı, alttan girdi, üstten çıktı. Kırkılmış koyun gibin bişey oldum ben. Yüzümde aynen şu çocuğun ifadesi: "Bokum gibi oldu işte!" diyerek gerisin geri eve geldim. Ama evde ne ağladım ne ağladım. Sonraki günlerde kafamda hep şapkayla dolaştım ta ki saçlarım uzayana dek.
Çocukluk işte! Kökü sende olduktan sonra yine uzar ama bilemiyorsun. Hem kısa saç bazı erkeklere çok da yakışır. Ben onlardan değilim maalesef. Hafif kepçemsi kulaklarımdan mı yoksa saç yapımdan mı sonracığıma kafamın içi bilgi yüklü olmasından öhöhööö bilemedim yani yakışmaz fazla velhasıl:P
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









