Bazı şarkılar çok "Sen Sus! Ben konuyu biliyorum!".
11 Mart 2015 Çarşamba
8 Mart 2015 Pazar
bir pazar kahvaltısı
İnsanın çocukluğuna dair anıları unutulmuyor. Güzel de olsa acı da olsa... Biz pazar günleri mutlu olurduk. Özel bir anlamı vardı pazar günlerinin. Hani şu Model ve Emre Aydın'ın söylediği Bir Pazar Kahvaltısı şarkısı(dinlemek için şarkının adına gelip tıklayabilirsin) var ya, hüzünlü ve ayrılık kokan bir şarkı olmasına rağmen, dinledikçe aklıma o günler gelir.
Neden bilmiyorum çocukken pazar günleri ev daha bir neşeli olurdu. Kahvaltı sofrası daha şenlikli olur, annem daha güzel şeyler yapardı. Haftaiçi vakit olmadığından yetiştiremediği şeyleri pazar günleri özellikle yapardı. Tost yapardı mesela, veya yumurta haşlayıp çoban salata yapardı. Sonra TRT'de babamın gençliğinde izlediği western filmleri olurdu, hep beraber dalga geçerdik babamla. Normalde sinirli bir adam olmasına rağmen o da bizim espirilerimize katılırdı. Sonra bir dönem Büyük Kedilerin Günlüğü belgeseli çıkardı.
Kahvaltıdan sonra bir yerlere giderdik. Ayvalık'a giderken sağ tarafta İçmeler diye bir yer vardır. Sıcak havalarda serin denizden çıktıktan sonra mangalda pişmiş etler ne kadar güzeldi. Ben en çok köfteleri severdim. Sonra karpuz, meyve yenirdi. Yemek yemekten o kadar şişerdim ki, sanki hiç acıkmayacağımı düşünürdüm. Bazen de zeytinliğimize giderdik. Kekik ve çam kokardı dağlar. O zaman hem çalışır hem de piknik gibi yapardık. Güzel, rengarenk çiçeklerin soğanlarını çıkartıp bahçeye ekerdim. Ama o çiçeklerin hep başına bişeyler geldi. Bir sonraki seneye bir türlü çıkamadılar.
İşte öyle! En son herkes dağıldı evden, ablam evlendi, ben gittim, babamlar da kendilerini oyalamak için tarla bahçe işine sardılar. Şimdi arada bir görüşebiliyoruz. Herkes bi yerlerde. Birbirimizi görmeden yaşlanıyoruz.
Etiketler:
anılar,
ben çocukken,
bir şarkı,
börülce suyuna çorba,
sevdim
15 Şubat 2015 Pazar
Hayatı şiir tadında duyumsamak
Dün malum sevgililer günüydü. Bizim Balkızla bir arada değildik/değiliz. Ama kulaklarımda "Elbet bir gün buluşacağız." çalıyor. Evet, o umarım yakın bir zamanda İstanbul'a geldiğinde kaçırdığımız ilk Sevgililer Gününün acısını çıkartacağız. İnsan nasıl sevgisini sadece bir güne sığdırabilir! Böyle bişey nasıl sadece bir günle sınırlı kalabilir, kalmamalı.
Ben Balkız'a internet üzerinden güller gönderdim. Klasik hareketler bunlar biliyorum ama napim, pek romantik bi adam değilim. İnsanın beyni eşek olunca hoşaftan da anlamıyor tabi. Hastaneye/İşyerine gönderdim. Nöbetteyken pek konuşamıyoruz, arayamıyor ama öğle saatlerine doğru bi baktım o arıyor. Hediyemi almış. Nasıl heyecanlı geliyor sesi. Çok mutlu, enerjik... Ben beklemem böyle şeyler, dese de sesindeki heyecan için güller bile sönük kaldı diyebilirim. Onun mutluluğu bana da bulaştı tabi. Biraz konuştuk, gitmesi gerekti.
İçi içine sığmayan, öyle çok heyecanlı bir adam değilim, aksine Sakin Amca sayılırım. En yoğun yaşadığım duygu; korku, utanma ve tedirginliktir aslında. Mutluluk öyle değil, çok bulaşıcı bir şey. Gülen gözleri telefondan bana baktı sanki. Karşımda kara bir çift göz. Mutlu oldum. Yine o şiir takıldı dilime: "...İkimiz birden sevinebiliriz....Bir ellerin bir ellerim yeter...Göğe bakalım."
Etiketler:
balkız,
durma göğe bakalım,
ilk,
sevgililer günü
6 Şubat 2015 Cuma
bir kedi ve plaktaki şarkı
Bilmediğim güzel, çok şey var;
hatta güzel şeyleri bilmediğim için üzülüyorum
ve bunları keşfedecek kadar uzun bi ömrüm olmadığı için de..
Ve buna rağmen
keşfetmek için çaba sarfetmediğim için de...
11 Ocak 2015 Pazar
göğe bakma durağı
"Bir ellerin, bir ellerim yeter, belleyelim yetsin,
Seni aldım bana ayırdım, durma kendini hatırlat,
Durma kendini hatırlat,
Durma göğe bakalım!"*
Sözün neresinden başlayacağını bile bilmediğin, neresinden tutarsan elinde kalacak, dağılıp un ufak olacak şeyler vardır hayatta. Kendine bile itiraf edemezsin. Suçlu da arayamazsın. Zira senindir pişmanlık. Kime çatacaksın, kime bağırıp çağırıp derdini dökeceksin, bilemezsin.
"Bu benim kararım, iyisiyle kötüsüyle sonuçlarına ben katlanacağım." direncini gösteremiyorum. Hani bir çoklarında, felaketin ilk anında çıldırma durumu olur ya; bende öyle olmuyor. Zamana yayılıyor. İnce ince zamanla kemiren, içten içe kof hale getiren, ince hastalık sahibi insanlar gibi rengini solduran, hafif ama daha tesirli bir yoğunluk gösteriyor.
Keşke demek istemiyorum. Ama bazı şeyler keşke böyle olmasaydı. Keşke farklı davransaydım. Keşke kırmasaydım, kıymetini bilseydim. Yanlış zamanda doğru hareketi yapsaydım... İçimi boşaltan bu düşünceleri bir bir gönlümle barıştırabilseydim... Keşke göğe bakacak yüzüm olsaydı.
*Turgut UYAR-Göğe Bakma Durağı
10 Ocak 2015 Cumartesi
Trakya
Arkadaş şu Trakya insanı ni gadan oynak insanlar. Kapı gıcırtısına oynuyorlar. Yazın ikindi vaktinde başlayıp tee gecenin birine kadar mı sürer ya bir düğün. Hayır ne oynuyorsun o kadar saat! Hiç mi yorulmuyor musun vicdansız! Bi noktadan sonra melodiler tekrara düşüyor zaten. Çal çal nereye kadar!
Bu bahsettiğim durum türkülerine bile yansımış. Trakya türküsü olan ve özellikle de Gülay'ın yorumunu tercih ettiğim Babuba (şarkının adına tıklayarak dinleyebilirsiniz) tam da bu minvalde. "Deli gönül eremedi murada, ölüyorum tuz biber yaradan," ama olsun eller havaya kalk kıvır, kalk, oturmaya mı geldik, dedirten bir türkü. Değişik coğrafya,çok...
6 Ocak 2015 Salı
bir adım öte
Bazen bütün mesajları silmek,
bütün mektupları yakmak,
bütün anıları yaşanmamış hale getirmek ;
birini unutmak için atılan ilk adımdır.
28 Aralık 2014 Pazar
İnsan
" ...Dünyanın en basit,en zavallı,hatta en ahmak adamı bile,insanı hayretten hayrete düsürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir. Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz?..." (Sabahattin Ali)
21 Aralık 2014 Pazar
özlenir
Yedi-sekiz aylık bir bekleyişin ardından üç ay sonunda eve tekrar gidiyordum. Orası benim için hep bir dönüş mekanıydı. Nereye gidersem gideyim oraya dönmeliydim. Ailemle yaşamak istemiyordum evet ama onların orda bir yerlerde durduğunu ve beni beklediğini bilmek, belki de işin esasında yolunun bekleniyor olması duygusu insanı bağlıyordu bu topraklara. Belki de çocukluğuma dair anılarımın, kulağımın en derininde, burnumun en direğinde sızlayan yerinin kokusu buradaydı. Belki de o zamana dek yediğim börülce suyuna tarhana çorbasının tadını başka hiç bir yemekte asla bulamayacaktım. Kim bilir?
Sadece iki günlüğüne gidiyor olmama rağmen içimdeki o yakınlık hissinden dolayı bana bir yıl kadar uzun geldi. Bir o kadar da hızlı ve hareketli geçti. İnsanlar, komşular, akrabalar derken bu kalabalığı özlediğimi fark ettim. Yeğenlerim kucağımdan inmedi ve kocaman bir öpücük yağmuruna tutuldum. Aldığım oyuncakların onların gözlerindeki ışıltısını görmek, güneşli bir bahar sabahı çiçeğe konmuş kelebeği seyretmekle aynı hissi veriyordu. Mutluydum. Ordaki herkes de öyle. Gelgelelim her güzel şeyin sonu olduğu gibi tatil çabuk geçmiş ve dönüş yolu için hazırlanmıştım.
Annem güçlü kadındır, pek sevmez öyle göz önünde ağlamayı. Üniversiteye gittiğim zamanalarda bir kez dahi ağlamadığını bilirim beni yolcu ederken. Bu onun katı yürekli olmasından değildir. Asla! Aksine içinde kopan fırtınaları bilirim. Nenem ise gençliğinde çok daha güçlü bir kadın olmasına rağmen yaşlandıkça duygusal biri olup çıktı. İnsanlar yaşlanınca kesin değişiyor. Elini öperken ve sarılırken gözleri doldu, sesi çatallandı. Arada beni aramayı unutma'nın ardından evden çıktım. Ama alışık olmadığım bu durum karşısında istemeden de olsa üç günlük dünyada şu ayrılık olmasaydı dedim. Ama ne yapacaktım; iş, güç, para pul, alınacaklar, satılacaklar,.. Ne kadar çoktu dünyalığımız. Hiç kimse götürmüyordu, kefenin cebi yoktu ama köpek yemez parasız da yapılmıyordu. Orda birilerinin varlığı ve her seferinde dönecek bir yerin, kadim kokulu sarılacak bir kucak olması yetiyordu. Yetmese de yetiyordu.
"Üç derdim var birbirinden seçilmez,
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm."*
*Karacaoğlan
15 Aralık 2014 Pazartesi
bir ben var benden içeru
Bazı insanlarla aklıma bişey gelmiyor bazılarına ise evdeki koltuğu bile anlatasım geliyor. O kadar çok konuşasım geliyor ki... Bu durumda kimine göre çok konuşkan, kimine göre ise sessiz sakin biri imajı çiziyorum. Halbuki gerçek öyle değil. Deli bi tarafım var. Arkadaşlarımdan bir tanesi var ki bir araya gelmeyelim. Allahım bu nasıl bi muhabbettir, ne pis bir geyiğimiz oluyor arkadaş. Konu nerde başlıyor nereye gidiyor, belli değil. Bir ben var bende, benden içeru, her nerdeysen yeter gayrı çık dışaru...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








